Sektörde 25 yılı geride bıraktım. Bu sürenin çok büyük bir bölümünde Microsoft teknolojileri ana uzmanlık alanım oldu. Hyper-V’yi de ilk çıktığı günden bu yana hem kullandım, hem danışmanlığını verdim hem de farklı ölçeklerdeki kurumlarda konumlandırdım.
Hyper-V’nin ilk yıllarında çok eleştirildiğini de gayet iyi hatırlıyorum. Üstelik bu eleştirilerin bir kısmı son derece haklıydı.
VMware o dönemde çok daha olgun bir üründü. Ekosistemi daha genişti, operasyonel araçları daha gelişmişti ve kurumsal sanallaştırma konusunda önemli bir pazar üstünlüğüne sahipti. Dolayısıyla Hyper-V’nin ciddi şekilde eleştirildiği dönemlerde, “VMware daha olgun” diyenlerin çoğu aslında yanlış söylemiyordu.
Ancak bence sektörün önemli bir bölümü, özellikle de yıllardır bu alanda çalışan deneyimli teknik ekipler, daha sonra çok önemli bir değişimi kaçırdı.
Hyper-V 2016 yılından itibaren ciddi bir dönüşüm yaşamaya başladı.
Microsoft’un 2016 yılında gerçekleştirdiği Ignite etkinliğinde Cosmos Darwin’in yaptığı sunumu bugün bile çok net hatırlıyorum. Ben de o sunumu salonun en ön sıralarından dinlemiştim.
O gün benim için önemli bir kırılma noktasıydı.
Çünkü Microsoft’un Azure tarafında geliştirdiği teknolojilerin ve hyperscale veri merkezi tecrübesinin zaman içerisinde on-premises dünyasına da taşınacağını çok net görmeye başlamıştık.
Windows Server 2016 ile birlikte Hyper-V tarafında gelen yenilikler, Storage Spaces Direct, Shielded VM, nested virtualization, software-defined datacenter yaklaşımı ve daha sonra gelişen Azure Stack ekosistemi aslında bu dönüşümün ilk güçlü işaretleriydi.
Benim o dönemde gördüğüm şey tam olarak buydu: Microsoft Azure’da kazandığı mühendislik tecrübesini zaman içerisinde Windows Server, Hyper-V ve on-premises altyapı ürünlerine aktaracaktı.
Bugün geriye dönüp baktığımda, 2016 ile 2026 arasındaki dönemin Hyper-V açısından çok kritik olduğunu düşünüyorum.
Ancak ilginç olan şu ki sektörün çok büyük bir bölümü bu dönüşümü yeterince takip etmedi.
Bunun en önemli nedenlerinden biri de aslında çok basit.
VMware çalışıyordu.
İnsanlar VMware kullanıyordu, operasyon ekipleri platformu biliyordu, süreçler oturmuştu ve değiştirmek için güçlü bir neden yoktu.
Dolayısıyla yıllarca herkes mevcut yapısıyla mutlu şekilde devam ederken Hyper-V tarafındaki dönüşüm büyük ölçüde radarın dışında kaldı.
Hatta bunu bir eleştiri olarak da söyleyebilirim: zaman zaman Microsoft’un kendi saha ekiplerinde bile Hyper-V, SCCM veya SCOM gibi yılların güçlü ürünleri, yeni bulut servislerinin ve yeni ürünlerin gölgesinde kaldı. Yeni teknolojilerin daha fazla ilgi çekmesi elbette anlaşılabilir bir durum.
Ancak bunun sonucunda Hyper-V tarafında gerçekleşen teknik gelişmelerin değeri sektör tarafından gerektiği kadar konuşulmadı. Broadcom’un VMware’i satın almasından sonra ise dengeler ciddi şekilde değişti. Birçok kurum yıllardır ilk kez sanallaştırma platformunu yeniden değerlendirmeye başladı. İşte tam burada ilginç bir durum ortaya çıktı.
Sektör Hyper-V’yi yeniden incelemeye başladığında karşısında 2008’in, 2012’nin veya hatta 2016’nın Hyper-V’sini bulmadı. Karşısında yaklaşık on yıldır Azure mühendisliğiyle birlikte gelişen çok daha olgun bir platform ve ekosistem buldu. Biz ise Broadcom satın almasından sonra Hyper-V anlatmaya başlamadık. Aslında bunu uzun süredir yapmamıza rağmen sektördeki ön yargı nedeni ile çok büyük projelere yaratmaya fırsatımız olmamıştı, ta ki son iki yıla kadar.
Bugün geldiğimiz noktada Türkiye’nin önemli kurumlarının bir kısmının aktif Hyper-V kullanıcılarına dönüştürülmesinde rol oynayan bir şirketin yöneticisi olarak gurur duyduğumu itiraf etmek isterim. Ancak burada özellikle altını çizmek istediğim bir konu var, yeni bir Hyper-V cluster kurmak kolaydır, asıl zor olan, yıllardır çalışan mevcut sanallaştırma ortamını değiştirmektir. Çünkü hypervisor değiştirmek yalnızca yeni bir altyapı kurulum projesi değildir.
Hypervisor değiştirmek bir veri merkezi dönüşüm projesidir. Yüzlerce veya binlerce sanal makinenin bulunduğu ortamlarda konu yalnızca VM’leri bir platformdan diğerine taşımaktan ibaret değildir. Network yapıları, VLAN’lar, backup entegrasyonları, disaster recovery senaryoları, monitoring sistemleri, otomasyonlar, storage mimarileri, Linux ve Windows workload’ları, cluster kapasitesi, performans gereksinimleri, operasyon ekiplerinin alışkanlıkları ve tabii ki rollback senaryoları bu dönüşümün bir parçasıdır. Bu nedenle birçok kurum için sanallaştırma platformunu değiştirmek kolay alınabilecek bir karar değildir.
Ve bence tam da bu nedenle bugün yeni bir sanallaştırma platformu seçerken yalnızca bugünkü ihtiyaçlara bakmak büyük bir hata olur. Bir hypervisor seçerken aslında bugünü değil, önümüzdeki 10 yılı satın alıyorsunuz. Çünkü birkaç yıl sonra “bu platformdan vazgeçtim, başka bir ürüne geçiyorum” demek çoğu kurum için kolay değildir. Bu nedenle seçim yaparken yalnızca teknik özellik listesine veya bugünkü lisans modeline bakmamak gerekir.
Üreticinin uzun vadeli vizyonu, platforma yaptığı mühendislik yatırımı, ekosistemi, güvenlik yaklaşımı, otomasyon yetenekleri, donanım desteği, operasyonel yetkinlik bulunabilirliği ve gelecekte ürünün nerede konumlanacağı çok daha önemlidir. Ben buna kısaca “sağlam ata yatırım yapmak” diyorum. VMware bugün hala son derece güçlü ve olgun bir platform, bunu görmezden gelmek teknik olarak doğru olmaz. Zaten yıllarca VMware’in birçok konuda Hyper-V’den daha olgun olduğunu biz de anlattık. Ancak bugün değerlendirme kriterleri artık değişmiş durumda, Microsoft 2008 yılından bu yana Hyper-V teknolojisine yatırım yapıyor fakat benim için bundan daha önemli olan başka bir gösterge var; “Azure“.
Microsoft bugün dünyanın en büyük bulut altyapılarından birini işletiyor ve burada kazandığı sanallaştırma, güvenlik, storage, networking ve dağıtık sistem mühendisliği tecrübesini Windows Server ve Azure Local tarafına aktarmaya devam ediyor. Bu nedenle benim açımdan asıl soru artık “Hyper-V VMware kadar iyi mi?” değil, bence sorulması gereken soru şu: “Önümüzdeki 10 yıl boyunca veri merkezimizi hangi platform ve hangi üretici üzerine inşa etmek istiyoruz?”
Broadcom sonrası yaşananlar belki de Hyper-V’nin yükselişini başlatmadı, sadece yaklaşık 10 yıldır devam eden bir dönüşümün sektör tarafından fark edilmesini sağladı.
Bu yazı bir “Hyper-V, VMware’den daha iyidir” yazısı değil. VMware halen kendi alanında son derece olgun ve güçlü bir sanallaştırma platformu sunuyor. Hatta sadece VMware tarafında bulunan veya VMware’in belirgin şekilde daha güçlü olduğu bazı özelliklere gerçekten ihtiyacınız varsa, VMware tercih etmeye devam etmeniz son derece normal.
Benim burada dikkat çekmek istediğim konu biraz farklı.
Özellikle ülkemizdeki pek çok VMware müşterisinin NVMe Memory Tiering, ESX Live Patch, vSAN global deduplication veya gelişmiş private cloud operasyonları gibi VMware’i gerçekten farklılaştıran özelliklerin önemli bir bölümünü kullanmadığını görüyorum. Buna rağmen yıllardır alışılmış platform olduğu için VMware’den vazgeçmek istemeyen çok sayıda kurum var.
Eğer bu teknolojileri aktif olarak kullanıyor ve iş sürekliliğiniz açısından bunlara bağımlıysanız, doğal olarak bunun lisans maliyetini de göze almanız gerekir. Burada tartışılacak çok fazla bir şey yok.
Ancak ortamınızın büyük bölümü standart Windows ve Linux sanal makinelerini çalıştırmaktan ibaretse ve VMware’in ayırt edici yeteneklerinden faydalanmıyorsanız, ödediğiniz lisans maliyetinin karşılığını gerçekten alıp almadığınızı sorgulamak bence son derece doğal.
Aslında konu yine her zaman geldiğimiz yere geliyor:
İş ihtiyacı için doğru çözümü seçmek.
“Hyper-V en iyisidir, herkes Hyper-V’ye geçmelidir” gibi bir iddiam yok. Zaten böyle bir yaklaşım teknik olarak da doğru olmaz.
Ancak VMware’e özgü ve sizin için kritik olan birkaç teknolojiye bağımlılığınız yoksa, Hyper-V, Azure Local veya diğer alternatifleri ciddi şekilde değerlendirmek artık sadece maliyet nedeniyle değil, teknik açıdan da son derece normal bir karar.
Bence bugün asıl sorgulanması gereken şey “Neden VMware’den çıkalım?” sorusundan önce şudur:
“Biz VMware’in bize sunduğu hangi özellikleri gerçekten kullanıyoruz ve bunların hangilerine gerçekten ihtiyacımız var?”
Bu sorunun cevabı, birçok kurumun sanallaştırma stratejisini yeniden düşünmesine neden olabilir.
Eğer sizde Hyper-V hakkında daha fazla bilgi istiyorsanız bize ulaşabilirsiniz.
