Dünya gerçekten ilginç bir yer. Uzun yıllar boyunca küresel ısınmayı ve karbon ayak izini konuştuk. Ancak bir Amerikan başkanı çıkıp, “Bu bir yalan, bu nedenle ilgili teşvikleri kaldırıyorum” dedi. Eylül 2025 itibarıyla Tesla ve diğer pek çok elektrikli araç üreticisi bu karardan etkilendi.
Oysa her şey çok güzel başlamıştı ; “İçten yanmalı motorların devri bitiyor, elektrikli araçların devri başlıyor” diyorduk.
Bu arada bu dönüşüme hala inanan ve kesinlikle destekleyen biriyim. Bana göre bu durum, yıllar önce otomatik vites şanzımanların yaygınlaşması döneminde manuel vites tutkunlarının “öyle araba mı olur, vites geçişini hissetmen lazım” söylemine benziyor. O dönem herkes aynı şeyi söylerken, bugün neredeyse herkes konfor için otomatik şanzıman kullanıyor. Şimdi de benzer şekilde, içten yanmalı motor fanatikleri var ama onların sonu da aynı olacak.
Benim bakış açım aslında çok basit: İçten yanmalı motorlar çok verimsiz.
ICE (Internal Combustion Engine) yani benzinli ve dizel motorların enerji verimliliği ortalama %20 ila %30 arasındadır. Yani 100 birim yakıttan sadece 30 birim hareket enerjisi elde ediyoruz. Oysaki BEV (Battery Electric Vehicle) yani elektrikli araçlarda ise bu oran %85 ila %90 arasında değişiyor. Kısacası bu gerçek ortadayken içten yanmalı araç teknolojilerini savunmak bana göre anlamsız.
Elbette henüz menzil yeterli değil, her yerde şarj istasyonu yok. Ancak konu bu değil konu, geleceğin kesin olarak elektrikli araçlarda olması.
Konuya geri dönersek…
Özellikle Çin başta olmak üzere Amerika (Tesla öncülüğünde) ve Avrupa bu akıma kapıldı; elektrikli araç ve en temel bileşeni olan batarya üretimi konusunda büyük bir üretim atağı başladı.
Ancak özellikle Amerika’daki teşviklerin değişmesiyle birlikte, elektrikli araçlara olan talebin aslında fiyat odaklı olduğu ortaya çıktı.
Benzer bir durumu ülkemizde de gördük: Pek çok kişi elektrikli aracı aslında düşük ÖTV oranı nedeniyle tercih ediyordu yani bir anlamda “ucuz” olduğu için alıyordu.
Hatta bu durum 10 milyon TL’lik bir elektrikli araç için bile geçerliydi. Çünkü o aracın fiyatı 600 beygir gücünden kaynaklanıyordu. Aynı gücü içten yanmalı bir motorda almak istesek, muhtemelen 2,5 katı para ödememiz gerekiyordu.
Değişen teşvikler ve vergilendirme politikaları sonucunda küresel ölçekte bir batarya krizi yaşanıyor.
Kriz deyince genellikle kıtlık anlaşılır ama bu kez tam tersi bir durum var: fazla üretim.
Geleceğin elektrikli araçlarda olacağı öngörüsüyle bu alana yapılan yoğun yatırımlar, bugün batarya üretim kapasitesinin pazar talebinin oldukça üzerinde olmasına yol açtı.
Bazı üreticiler, bu fazla kapasiteyi enerji depolama sistemlerinde değerlendirmeyi planlıyor. Bu strateji kısa vadede mantıklı bir çözüm olsa da elektrikli araç pazarındaki dengesizlik önümüzdeki yıllarda yatırım kararlarını doğrudan etkileyecek.
Sonuç olarak, elektrikli araç dönüşümü artık geri döndürülemez bir noktada.
Kısa vadede teşviklerin değişmesi ve arz-talep dengesizlikleri sektörü zorlayabilir ancak uzun vadede verimlilik, sürdürülebilirlik ve maliyet avantajı elektrikli mobilitenin galip geleceğini gösteriyor.
Bugün yaşanan dalgalanmalar, bu dönüşümün sadece doğal bir evresidir


