Diego Velázquez

https://www.cozumpark.com

edouard manet’nin ressamların ressamı olarak tanımladığı bu kişi, caravaggio’dan sonra gelmiş geçmiş en yaratıcı ve gerçekçi ressamlardan birisidir. resimlerindeki işık, gölge, kompozisyon, uyarlama, görme gücü inanılmazdır. kendisinden sonra resim sanatı tamamen yön değiştirmiş, caravaggio’nun başlattığı azizleri ve kutsal kişileri olduğu gibi çizme düşüncesini velazquez bu kez renklerine ve ışığına yansıtmıştır. iki kere gerçekleştirdiği italya gezileri dışında hep madrid’te yaşamış ve ispanya dışından sipariş almadığı için, sadece ispanyol krallarının, kraliçelerinin, saray içindeki cücelerin, sıradan insanların resimlerini yapmıştır. breda’nın teslimi, aynalı venüs, merkür ve argus gibi mitolojik ve tarihi olayları işleyen resimleri de vardır üstadın. 1623 den ölene dek o zamanlar habsburg hanedanlığına bağlı olan ispanya kraliyet ailesine hizmet etmiş, bu zaman içinde sarayın tek büyük ressamı olmuştur. ispanya kraliyet sarayı gibi her gün bin entrikanın döndüğü bir yerde velazquez ölene dek kendini varedebilmiştir boru değil. onlarca da rakibi olmuş ancak kimse kendisi gibi mükemmel resimler yapamamıştır o zamanlar.

zamanında çağdaşı olan rubens kadar ünlenememesinin nedeni o zamanlar revaçta olan konuları işlememiş olmasıdır. adam ne tepesinde halesiyle dolanan azizler çizmiştir ne de dinsel konularda eser vermek için kasmıştır. üstad direk olarak hayatın içindeki türlü türlü insanın resimlerini yaparak bu kişileri ölümsüzleştirmiştir. akli dengesi yerinde olmayan bir cüce olan francisco lescanonun resmine baktığınız zaman o sarayda at üstünde deli dumrul gibi şaha kalkmış kralların, kraliçelerin, papaların aslında ne kadar sıradan ve anlamsız olduğunu, insan doğasının anomali içeren kişilere karşı uyguladığı dışlanmanın ne kadar berbat bir şey olduğunu hissedebilirsiniz. acıma duygusunun bile aslında tiksindirici olduğunu anlayabilirsiniz. o kadar saf ve masumdur aslında o cüce. baktığınızda tertemiz bir yüzün hak etmediği yazgısını görürsünüz.

velazquez saray ressamı olmasına, saray eşrafının düzenli olarak resimlerini yapmasına rağmen resimleri için seçtiği konularda asla saray yalakası bir tutum sergilememiştir. o dönem, ki engizisyonun en ateşli en civcivli dönemi iken bile resimlerine o zamanlar kimsenin anlayamayacağı ayrıntılar ve mesajlar bırakmıştır. bugün bile hala tartışılan resimlerinden birisi las meninas’tır kuşkusuz. bu tablonun yorumu bile bugün tam manasıyla yapılamamıştır. bir oda içindeki insanları sonsuzluğa ıraksayacak şekilde nasıl dizerim ve bunu hangi nesneyi kullanarak bir tablo sınırlarına sıkıştırırım sorusunun yanıtı bu tabloda verilmiştir. o nesne aynadır ve velazquez resim tarihinin bana göre en akılcı, en mükemmel ve en mistik resmini yapmıştır. bir ayna sonsuzluk için yeterlidir.

velazquez paşanın maharetleri bu kadar değil elbette. eğer ki bu adam neden cücelerin resmini yapıp durmuş diye bir soru sorarsanız biraz dönemin sosyolojik durumuna da bakmamız gerekir. o zamanlar kraliyet saraylarında cüceler soyluların saray eşrafının küçük çocuklarını eğlendirsin, ortamı biraz neşelendirsin diye tutuluyorlardı. ancak şunun altını çizmek gerekir ki cücelere insan gözüyle bakılmıyordu. yani cüceler saray eşrafı için evde beslenen kedi köpekten farksızdı. sanıyorum ki üstad bu duruma feci gıcık oluyordu ve bu nedenle inadına cücelerin resimlerini yapıyordu. kral 4. felipe ile arası süper olan ve nerdeyse kanka modunda takıldıklarından kral da kendisine resimlerinde seçeceği konularda özgürlük tanıyordu. aynı özgürlüğü biraz incelenirse las meninas’ta da görebilirsiniz. barok dönemin konularına bakıldığı zaman velazquez’in konuları edebi ya da dinsel değildi kesinlikle. bu da kendisinin büyük bir şansıydı bence. aynı zamanda da diğer tüm insanların şansıydı yoksa asla böyle mükemmel resimler göremeyecektik.

üstad iki defa italyaya gitmişti bunu söylemiştik. ancak ikinci italya gezisi baya bir maceralı geçmiştir ressamımızın. ilk gezisinde tintoretto’nun ve tiziano’nun resimlerini incelemiş, ulen heriflere bak ışığı böyle de abartarak nası güzel kullanmışlar diyerek bu elemanlardan, amma velakin en fazla caravaggio’dan feci derecede feyz almıştır.. ancak ikinci gezisi 1650 yılına denk gelir ki o zamanlar italya, şehir devletlerine bölünmüştü ve papalık çok ciddi bir güçtü. ressamımızın yaptığı resimler pantheon’da sergileniyor, papalık olsun soylular olsun kendisini el üzerinde tutuyorlardı. işte o günlerde romadayken dönemin papası papa onuncu innocentius kendisine portresini yapması için sipariş verdi. sanıyorum ki papanın nasıl bir adam olduğunu anlayacak kadar papayı tanımıştı velazquez ve innocentius’un öyle bir resmini yapmıştır ki bugün bile bakıp da bu adam ne nefret dolu, meymenetsiz, hırslı, bir insanmış makyavele bile o kitaplarını yeniden yazdırır dedirtir. gerçekten de tarihe baktığımız zaman papa onuncu innocentius’un çok hırlı bir insan olmadığı görülecektir. ancak üstad, adamın tüm irinini açık edercesine aşırı gerçekçi bir resim yapmış ve tablo kanımca kendisinin en büyük eserlerinden biri olmuştur. işte velazquez, alelade gibi görünebilecek bir resmin içine bile bir insanın ifadesini veriş biçimiyle, pelerindeki kırmızının tonundan ışığı yansıtma tarzıyla bunu yapmaktadır. zaten adamın olayı da budur.

velazquez en asil duyguların adamıdır diyerek iğrenç bir espri yapmak istiyorum burada ancak bu espri olmayacaktır. bu adam gerçekten de asaletiyle onca zaman saray eşrafının akraba evliliklerinden doğan kıt zekasına katlanmış, kralı yöneten kralları ehlileştirmiş, engizitörün tekine bile zekasıyla ‘’aha sen busun’’ demiş bir şahsiyettir. sarayda oyuncak edilmiş cücelerin de aslında birer insan olduğunu gösterecek kadar alçak gönüllüdür. ancak kendisi en büyük duygu yükünü son resmine saklamıştır. üstadın yaptığı son resim kraliyet ailesinin biricik umudu, ufacık tefecik prens felipe prospero’nun resmidir. bu çocuk doğduğundan beri bir rahatsızlığa tutulmuş, akraba evliliklerinden doğan genetik bir rahatsız olduğu düşünülen bu duruma kimse çare bulamamış ve küçük felipe, kocccca hanedanın yegane umudu 4 yaşında ölmüştür. işte bu resimde velazquez çocuğu resmederken masumiyetin ölümle, karanlığın aydınlıkla bir mücadelesini de tablosuna yansıtır. çocuğun yanında duran koltukta bir köpek çaresiz gözlerle orada öylece dururken felipe prospero solgun yüzü, arkada duran karanlığa duruşuyla adeta öleceğini belli edercesine bu resimde karşımızdadır. ressam da kendi ölümünü hissetmişcesine tablosuna sanki bir vedanın üzüntüsünü taşımıştır. velazquez’in başka hiçbir resminde görülmeyen renk seçimleri ve bakınca insanı afallatan bir hüzün vardır bu resimde. adeta resmedilmiş bir şiirdir bu oil on canvas. adamı tir tir ağlatır.

velazquez 1660 yılında öldüğünde 61 yaşındadır. kıymeti 19. yüzyılda ama en fazla 20.yüzyılda anlaşılacaktır. nice ünlü ressam picasso olsun dali olsun botero olsun kendisinin yaptığı resimleri yeniden yorumlamışlar ve üstadın resimlerine ithafen resimler yapmışlardır. özellikle picasso bu hususta baya bir cebelleşmiş ve bir dolu las meninas öykünmesi gerçekleştirmiştir.

ne kadar önemlidir bilmiyorum lakin son olarak velazquez öldüğü zaman ölümünden yaklaşık bir ay sonra eşi de üzüntüsünden ölmüştür ve o da üstadın yanına gömülmüştür.

https://www.cozumpark.com

 

madeath, 03.02.2007